H1N1 salgını, belki de tüm dünya için bir deneme sınavı. Korunmak için her şeyi bilmenin tam zamanı.

Ekim ayı başından bu yana herkesin tek bir ortak gündemi var: Domuz gribi olarak bilinen H1N1 2009 gribi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Faik Öner’in deyimiyle “Virüs, saatte 180 km. hızla yayılmaya devam ettikçe” tartışmalar da hız kesmiyor. Virüsün öldürücülüğüne ve aşının gerekli olup olmadığına dair iddialar hem yorucu hem de endişe verici bir hâl almaya başladı. Belli ki, konunun uzmanı doktorlar da hayli zor durumda. Yazıyı hazırlarken, göğüs hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta’yı aradığımda ayan beyan farkına vardım bunun. Küçükusta, son günlerde pek çok TV programına katılan ve H1N1 aşısıyla ilgili endişelerini dile getiren bir isim. Aynı zamanda iyi bir musikişinas ve udi… Telefonu kaldırdığında udunu akort ediyordu ve tartışmalardan öylesine sıkılmıştı ki artık, kürdîlihicazkâr bir şarkıyla girdi söze.

14 Ekim. Ankara’da bir öğrencide H1N1 virüsüne rastlandı. Ülkedeki toplam vaka sayısı 477′ye yükseldi.
Elbette, daha sonra konumuza geri döndük. H1N1 gribine karşı Küçükusta’nın da önerdiği doğal yöntemleri ilerleyen satırlarda bulacaksınız. Virüsün, sağlık çevrelerince Aralık’ta etkin olacağı öngörülürken, daha Ekim ayında Türkiye dahil tüm dünyada hızla yayılmaya başlaması endişe verici. Türkiye açısından bakıldığında, daha önceki teorilere göre, salgın büyük ihtimalle Adana ve Ankara civarında kalacak, daha doğuya geçmeyecekti. Ne var ki, ilk kez Ankara’da bir okulda aynı anda pek çok kişiye bulaşan virüsün ikinci durağı Diyarbakır oldu. Ardından İstanbul ve Sivas…

(Yazının tamamı Newsweek Türkiye’de)