Sayın Serda Akşap ‘ ın Yazısı ;
İnsan bazen ‘uyanamıyor’. Bir kulağından girip, diğerinden çıkıyor söylenenler. Irkların genetik özelliğinden kaynaklanan bazı basiretsizlikler devreye girince, hadise iyice içinden çıkılmaz hal alıyor. Mesela; adamsendeciliğimiz, vurdumduymazlığımız, bize bir şey olmaz sendromumuz, basiretsizliklerimize küçük birer örnek. Daha onlarcası var, hepinizin bildiği gibi…
Ne anlatmaya çalışıyorum? ‘Mimar ve Kentbilimci Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp, ulaşımın çözülememesi halinde İstanbul’un depremde ‘megamezar’ olacağını açıkladı’ haberinden yola çıkıp, 2,3 satır karalayayım dedim.
O kadar doğru ve acı bir gerçekten bahsediyor ki, Sayın Alp, ama duyana. Batılı görünüm içinde şark havası ve kafası çizgisinde gittiğimiz sürece duyulacağını pek sanmıyorum. Büyükçekmeceli gençler www.turkkiziistemiyoruz. com adlı bir site kurmuşlar. Kuruculardan biri, “Bizim Türk kızları batılı gibi giyiniyor ama ruhları ve huyları şarklı” izahatinde bulunmuş bir dergiye, onlar da kendi açılarından aynı görüşteler. Neyse. Konu o değil.
Yaklaşık 2 saat süren (ortalama) her Türk vataşının ev-iş yolculuk macerası, bir deprem halinde ne düzeye ulaşır, ulaşır mı, ulaşmaz mı, takdir ve yorum sizin
Hergün yaklaşık 600 yeni aracın trafiğe çıktığına dikkat çeken Alp, “Boğaziçi Köprü kapasiteleri yoruldu, yollar delik deşik, ulaşım felç. Şehir sürekli genişletiliyor. Köprülerde bekleme nedeniyle yakıt israfı yılda 400 milyon dolara dayı, kent genelinde kayıp 1 milyar dolar. Mesai, amortisman ve ikincil kayıpları eklersek İstanbul hem eziyet çekiyor, hem her yıl yaklaşık 3 milyar doları sokağa atıyor.
Depremde bu ulaşım sistemiyle İstanbul’a haftalarca girilip çıkılamaz. Yıkıntıdan kurtulan açlık, susuzluk, kan kaybından ölür. Kent bir ‘Megamezar’ olur” demiş. Ve gayet başarılı, mantıklı çözümler önermiş. Önermiş de ne olmuş. Ben Sayın Alp’in yıllardır bu konuda çözüm önere önere dilinde tüy bittiğini, uğraş verdiğini biliyorum ama sadece verdiği uğraşla kalıyor. Bir kişi de çıkıp “Helal olsun, doğru ya, uygulamak lazım projeyi” demiyor.
Gerçeği görememek, göz göre göre ölmekle aynı değil mi?
Ekim 31st, 2006 at 1:08 am
810407 Blog Verification
810407
Kasım 5th, 2006 at 3:38 pm
toplumuzun en büyük sorunu vurdum duymazlık bu toplumun kanayan yarası hep de o yüzden kaybetmekteyiz en önemlisi gerçeği görmek hayatımızda nelerin devam ettiğini neler olduğunu gözlemlemek nedense gerçekler görülemiyor işte her zamanda kaybetmeye mahkumuz…